Aniden esen soğuk bir rüzgar titretince seni anlarsın pencerenin açık kaldığını.O ana kadar evin soğukluğu,rüzgarın uğultusu ya da sokağın sesi değildir seni kendine getiren.Belki görürsün.Ancak her seferinde yanından geçip gider;kapatmayı düşünmessin,önemsemezsin.Ne zaman ki üşürsün,ancak o zaman kapatırsın.Tıpkı hayatındaki tüm uğultulara,kötü gidişlere,anlamsız konuşmalara,zamansız ziyaretlere,gidişlere kulak tıkadığın gibi.Ne zaman ki titrersin,sarsılırsın,yıkılırsın,o zaman dönüp bakarsın neler oluyor diye.
İşte o zaman sorarsın bu uğultuların nereden geldiğini,işlerin neden kötüye gittiğini,insanların neden konuştuğunu,zamansız gelenleri,sorgusuz gidenleri....O zaman bunlara bir anlam yüklemeye çalışırsın.Tüm belirtiler bir bir anlam bulmaya çalışır zihninde.Oysa iş işten geçmiştir.O titreme olmadan pencere kapansaydı;kişi sarsılmadan önce sorgulasaydı,anlamaya çalışsaydı."keşke" kelimesi hiç söylenmemiş mi olacaktı?
Herşeyde,her zaman bu kadar temkinli olmak elbette zor.O halde farkındalık mı bunun adı.Herşeyi bilerek,anlayarak yaşamasımı.Elbette herşeyi anlamlandırmak yorar insanı.Sürekli kontrollü yaşamak.Ancak hayat bize ipuçları verir.Aslolan onları doğru yerde,doğru zamanda yakalamak.Belki hayatımızdaki "keşke"lerin sayısı azalır;ya da belki zaten elimizden geleni yapmışızdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder